Prolog — Bir Cerrahın Hikâyesi Nerede Başlar?
Bir cerrahın hikâyesi çoğu zaman ameliyathanede başlamaz.
Bazen çocuklukta hissedilen bir duyguyla başlar. Bazen toplumun doktora yüklediği anlamla. Bazen bir hastane koridorunda, bir bekleme salonunda, aileden birinin ameliyat haberinde, bir hekimin sakin sesinde. Bazen de henüz adı konmamış bir merakla: “İnsan bedenine nasıl yardımcı olunur? Bir insanın hayatında gerçekten fark yaratan bir meslek nasıl bir şeydir?”
Op. Dr. Mert Demirel’in hikâyesi de “Çocukken plastik cerrah olmak istiyordum” cümlesiyle başlamıyor. Tam tersine, daha sade ve daha gerçek bir yerden başlıyor. 1980’lerin Türkiye’sinde doktorlar toplumun en çok güvendiği kişiler arasındaydı. Ailenin en zor anında kapısı çalınan, sözü dinlenen, yalnız hastalığı değil korkuyu da bilgisiyle yöneten insanlardı. Doktor olmak yalnızca akademik başarı ya da iyi bir kariyer seçimi demek değildi; sorumluluk taşımak, insanların hayatına dokunmak ve bunu emekle kazanılmış bir saygınlıkla yapmak demekti.
Mert Demirel’i tıbba yönelten ilk neden buydu: faydalı olmak. İnsanların hayatında gerçek karşılığı olan bir iş yapmak. Bilgi, emek ve disiplinle kazanılan bir saygınlığın içinde durmak.
Bugünden geriye bakıldığında cerrahi pratiğini tanımlayan ölçü, sabır, anatomiye saygı, etik seçicilik, doğal sonuçlar, milimetrik hassasiyet ve uzun vadeli düşünme gibi kavramlar yalnızca asistanlık yıllarında, kongrelerde, ameliyathanelerde ve akademik çalışmalarla oluşmuş gibi görünebilir. Oysa bu kavramların ilk tohumu mesleğin en başındaki o sade istekte yatıyor: İnsanlara gerçekten fayda sağlamak.
Bu biyografi yalnızca bir özgeçmiş değil. Bir hekimin plastik cerrahiye nasıl ulaştığının; kararlarının, tereddütlerinin, vazgeçişlerinin ve yeniden başlangıçlarının hikâyesi. Aynı zamanda bir cerrahın kendi mesleki kimliğini nasıl kurduğunun anlatısı: hastayı koruyan, bilgiye dayanan, gösterişten uzak; doğal ve uzun vadeli sonuçlara değer veren bir cerrahi felsefenin öyküsü.
